Üretmek yetmez, markalaşmak zorundayız…

MTSO Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır, Türkiye’nin üreten bir ülke olmasına rağmen markalaşmayı başaramaması nedeniyle katmadeğer yaratamadığını söyledi. “Taşeronluk yapıyoruz” diyen Çakır, bu kolaycı yolun terk edilerek marka yaratmaya odaklanmak gerektiğini vurguladı.

AKDENİZ BÖLGESİ E-İHRACATTA KÜRESEL GÜCE UZANIYOR! AKDENİZ BÖLGESİ E-İHRACATTA KÜRESEL GÜCE UZANIYOR!

Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır ülke ekonomisinin güçlenmesinde önemli rol oynayan üretimden daha çok kazanç elde edilmesi gerektiğini söyledi. “Nüfusu 100 milyona yaklaşan, hatta sığınmacılarla birlikte bu rakamı geçecek bir ülkeyseniz, bir de nüfusunuzun yarısı 30 yaş ortalamasında olan genç bir ülkeyseniz üreten bir ülke olmak zorundasınız” diyen Çakır sözlerini şöyle sürdürdü:

“Nüfusu 15-20 milyon olan ülkeler belki bazı hizmet sektörleriyle ekonomilerini döndürebilir. Bizim ekonomimiz için de hizmet sektörleri çok önemli. Ancak, sadece hizmet sektörleriyle 100 milyonluk bir nüfusun iş ve aş beklediği bir refah ekonomisine ulaşamayız.”

Türkiye’nin üretim çeşitliliği ve kalitesiyle dünyada ilk 5 ülke içinde gösterildiğini hatırlatan Çakır, “O halde neden arzu edilen katma değeri yaratamıyoruz?” sorusunu yöneltti. Bunun nedenlerini; ‘Plansızlık, verimsizlik, yüksek teknolojili üretime yeterli şekilde entegre edememek, nitelikli insan kaynağı eksikliği ve insan kaynağını doğru kullanama’ maddeleriyle açıklayan Çakır, “Ancak, bunların dışında, katma değer yaratma konusundaki en önemli eksiklerimizden birisi de markalaşmayı başaramamamız. Üretiyoruz ama başka markalara üretiyoruz. Taşeronluk yapıyoruz. Kendi markalarımızı yaratma konusunda iyi değiliz. Ya da bu kolaycı yolu daha rahat buluyoruz” değerlendirmesini yaptı.

Fason üretimle bir yere varamayız

Çakır demecinde şu ifadelere yer verdi:

“Türk iş dünyası olarak, KOBİ’ler özelinde başka küresel firmaların personeli gibiyiz. Bizim 5 dolara ürettiğimiz bir ürünü, bir dünya markası bizden alıyor ve sadece marka değeri ile 100 dolara satıyor. Hamallığı biz yapıyoruz, emeği biz veriyoruz ama yarattıkları marka katma değer ile parayı onlar kazanıyor. Çok üretiyoruz ama az kazanıyoruz. Bu sürdürülebilir bir durum değil. Yarın iş gücü avantajımız bitebilir, bir gün lojistik avantajımız bitebilir. O zaman bugün kazandığımızı da kazanamaz duruma gelebiliriz. Türkiye fason üretim cenneti konumunda, ama bizim için değil, dünya markaları için bir cennet.  Bundan dolayı, Türkiye ekonomisi fason üretimle bir yere varamaz. Türkiye ve özelinde Mersin kendi markalarını yaratmak zorundadır. Dünyanın ekonomik anlamda en gelişmiş ülkelerinin aynı zamanda en çok küresel markaya sahip olan ülkeler olması bir tesadüf değildir.  Bu ülkeler zengin ve gelişmiş oldukları için çok markaya sahip değiller; aksine, çok markaları olduğu için zenginler.

Bilgi ve İletişim Teknolojileri ile kendimizi tanıtmak daha kolaylaştı

Eskiden marka yaratmak daha zor, uzun ve maliyetli bir süreçti.  Dahası böyle bir kültürümüz ve farkındalığımız yoktu. Artık, teknolojiyle küçülen dünyada ve bilgi iletişim teknolojileri ile kolaylaşan bu süreçte markalaşma daha kolay. Yani, markalaşma artık bir vizyon ve bilgi meselesi. Unutmayalım, ürünler fani ama markalar bakidir. Başkasına iş yaparak, ürettiğimiz kaliteli ürünlere başkalarının markalarını basarak zenginleşemeyiz. Dünya kalitesinde ürün üreten firmalarımız artık kendi markalarını yaratmak zorundadır. Özellikle, patent, marka hakları ve coğrafi işaret gibi konulara önem vermeliyiz. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası olarak bu konularda hem bölgesel ürünlerimize sahip çıkıyoruz, hem de hukuk müşavirliğimiz vasıtasıyla firmalarımıza ücretsiz danışmanlık veriyoruz.”

Editör: Habibe Aydın